İş ilanlarında oldukça sık rastlarız : “…. Sorumlusu” aranıyor diye…

 

Arkadaşlarımızdan duyarız : “Mehmet mi?... Sorumsuz herifin tekidir…” Ya da bir işe girdiğimizde önümüze uzatılan kağıtta hemen şu ibareleri görüveririz : “Görev ve sorumlulukları…” Bazen de yaptığımız işin sonrasında ortaya çıkan bir olumsuzluktan dolayı işaret parmaklarının ucunda oluveririz : “Evet, bu işi Mehmet yaptı, sorumlusu odur…”

Görüldüğü üzere “sorumluluk” kavramı gündelik yaşamımızda pek çok farklı şekilde karşımıza çıkıyor.Yine hepimiz bu kavramı kendi kavrayış düzlemimizde bir şekilde tanımlıyoruz ama, gerçekten nedir bu “sorumluluk”?

Sorumluluk kavramı üzerindeki görüşlerimi belirtmeden, öncelikle bu kavramın sözlük anlamlarını ortaya koymakta yarar var. Büyük Larousse Sözlükve Ansiklopedisinde “sorumluluk” :

  1. Bir kimsenin kendisinin ya da başkalarının davranışları için bir kimseye ya da bir yetkiliye hesap verme, bu davranışların doğurabileceği sonuçlara katlanmayı kabul etme kabul etme zorunluluğu ya da bunun ahlak açısından gerekliliği,
  1. Bir görevden, bir işten sorumlu olma durumu; bu yükümlülüğün kendisi,
  1. Karar alma yetkisinin yanı sıra, hesap verme zorunluluğunu da içeren görev, meslek yada toplumsal konum.

olarak tanımlanıyor (1).

Görüldüğü üzere sorumluluk dendiğinde, bir kişinin genellikle hukuk çerçevesi içerinde üstlendiği yükümlülükler anlaşılmaktadır. Nitekim belirli bir makama hesap verme, davranışların sonuçlarına katlanma tarzındaki ifadeler, bu tür bir yaklaşımın sonucudur.

Çalışma yaşamında sorumluluk dendiğinde, hem işverenin, hem de çalışanın genel sorumlulukları yasalarla düzenlenmiştir. Ayrıca çalışanlara ilişkin ek sorumluluklar, iş sözleşmelerine de konulabilmektedir. Bu bağlamda tüm çalışanlar, çalışma konusu ile ilgili eylem ve işlemlerin sonuçlarından, işverene karşı sorumludurlar. Dolayısı ile gazete ilanlarında yer alan “… sorumlusu”şeklindeki bir pozisyon tanımının anlamsızlığı da kendiliğinden ortaya çıkıyor. Sanki belirtilen alanda sorumlu olduğu pozisyon tanımında belirtilmese, yaptığı işlemlerden sorumlu olmayacak!... Üstelik böyle bir tanımlama, sanki sırf “sorumlu” ünvanı taşıyanların yaptıkları işlerden sorumlu oldukları, diğerlerinin ise herhangi bir sorumluluklarının bulunmadığı gibi anlamsız sonuçlara da yol açabiliyor.

Aslında bu yazıda üzerinde durmak istediğim konu, genel tanımlarda anlaşıldığının ötesinde, sorumluluğun sadece hukuk çerçevesinde değil, bir yetkinlik olarak ele alınması gerektiğidir. Sonuçta her çalışan yasa ve sözleşmeler gereği işle ilgili davranışlarından, eylem ve işlemlerinden dolayı işverene karşı hesap verme yükümlülüğündedir ve bunların sonuçlarına katlanmak durumundadır. Buna rağmen yine de “sorumluluk”, işverenlerin çalışanlarında aradığı en önemli niteliklerden biridir.

Bu noktada sorumluluğa, hukuki anlamından öte, özellikle kişinin bu konudaki yaklaşım ve tutumlarına bağlı olarak farklı bir anlam yüklemek gerekecektir. Bu da kişilerin yaptıkları işlerden sadece hukuk çerçevesinde değil, etik olarak da sorumluluğa sahip olmalarını, sorumluluk duymayı kişilik özelliklerinin bir parçası haline getirmeyi ifade etmektedir.

Bu açıdan bakıldığında sorumluluğa sahip olma, hukuki yükümlülüklerin ötesinde çalışanların ;

  1. Yaptığı işi çok iyi bilmesini,
  2. Bir işi yapmadan önce, dikkatli bir şekilde planlamasını, ortaya çıkabilecek olumsuzluklara karşı önlemler almasını,
  3. İşine konsantre olmasını,
  4. İşini en iyi şekilde yapmasını,
  5. İşinin sonuçlarını takip etmesini,
  6. Ortaya bir olumsuzluk çıktığında bunu üstlenmesini ve bundan vicdani olarak rahatsızlık duymasını

gerektirmektedir. Tüm bu davranış biçimleri, ancak “sorumluluk duygusu”na sahip bireyler tarafından gösterilebilir. Dolayısıyla, bir kişiden “sorumsuz” olarak bahsetmek, o kişinin hukuki anlamda sorumsuz olmamasından değil, o kişinin böyle bir duyguya, ya da tutuma sahip olmamasından kaynaklanmaktadır.

Hukuki anlamdaki sorumluluk ile bir tutum yada kişilik özelliği olan sorumluluk arasındaki farkı daha iyi ortaya koymak için Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğu örnek olarak verilebilir. 1982 Anayasasının 105. maddesinin başlığı “sorumluluk ve sorumsuzluk hali” olup, Cumhurbaşkanı’nı tek başına imzalamaya yetkili olduğu konulardaki “sorumsuzluk” durumunu ortaya koymaktadır. Kuşkusuz buradaki sorumsuzluk, hukuki anlamda olup, Cumhurbaşkanı’nın bu gibi durumlarda, yukarıda tanımladığımız tutumun aksine “sorumsuzca” hareket etme hakkına sahip olduğu şeklinde yorumlanamaz.

Görüldüğü üzere hukuki anlamda “sorumluluk” ilebir kişilik özelliği olan “sorumluluk sahibi olma” arasında çok önemli farklar vardır. Hukuken her çalışan “sorumluluk sahibi”dir ama, bunu kişiliğinin bir parçası haline getiren “sorumluluk sahibi” çalışanların sayısı çok azdır. Bu yüzdendir ki işverenlerin çalışanlarında aradığı en önemli özelliklerden biri, “sorumluluk sahibi” olmaktır.

Yukarıda tanımladığımız, sorumluluk sahibi bir kişiden beklenen tutum ve davranışlar, aslında bir profesyonelden beklenen özelliklerle büyük ölçüde örtüşmektedir. Dolayısı ile “sorumluluk sahibi” olunmadan, “profesyonel” de olunmayacağını iddia etmek, yanlış olmayacaktır. Diğer bir deyişle, her profesyonelin aynı zamanda sorumluluk sahibi bir çalışan olması gerekecektir. İster kendi adına çalışsın, ister bir işverene bağlı olarak çalışsın, sorumluluk duygusuna sahip olmayan bir bireyin, “profesyonel” olarak nitelendirilmesi çok zordur.

Sorumluluk yük değil, çalışma etiğidir. Sorumluluğu üstlendiğimizde ilk başta bize yük gibi gelebilir, ancak biz “sorumluluk sahibi” oldukça, bir de bakarız ki biz onun üstüne çıkmış, önüne geçivermişizdir.

Sadece çalışma yaşamınızda değil, tüm yaşamınız boyunca “sorumluluk sahibi” olmanız dileğiyle…

Sevgi ve saygılarımla,

 

Mehmet Cemil Özden

 

 

(1) Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Gazetecilik A.Ş., İstanbul, s.10687.

occonsbanner07